Birçok çalışan tanımıştır: İş sözleşmesinin içinde 'bu sektörde bize rakip bir şirkette iki yıl çalışmayacaksınız' diyen bir madde. Buna rekabet yasağı (noncompete) maddesi deniyor ve ABD'de milyonlarca çalışanı kapsıyor. Maddeyi koyan şirketlerin savunması şudur: 'Gizli bilgimiz çalışanla rakibe gider.' Çalışanların savunması ise tersi: 'Maaş pazarlığım elimden alınıyor.' Quarterly Journal of Economics'ta yayımlanan yeni bir alan deneyi, ilk kez bu iki iddiayı gerçek para üzerinden test etti.
Deneyin ölçeği dikkat çekici: İki finans şirketi, kısa dönemli iş sözleşmeleriyle yaklaşık 14 bin iş teklifi yaptı. Şirketler tekliflerde üç şeyi rastgele değiştirdi: rekabet yasağının olup olmaması, sözleşmede belirgin olup olmaması ve süresi. Böylece maaş ile yasağın etkisi birbirinden ayrılabildi.
Rekabet yasağı kaldırılınca çalışanların iki şirket arasındaki toplam kazancı yüzde 12-17 arttı. Ve sır sızdırma kanıtı: sıfır.
Sonuçlar üç başlıkta toplandı. Birincisi hareketlilik: Yasak kaldırılınca çalışanların rakip şirkete geçişi yüzde 36-52 arttı. İkincisi kazanç: Yasaklı çalışanların iki firmadan toplam kazançları yüzde 12-17 arttı — yani yasak, çalışanlara pazarlık gücü maliyeti çıkarıyor. Üçüncüsü şirketlerin korkusu: Yasak kaldırılsa bile sır sızdırma artışına dair hiçbir kanıt bulunamadı; araştırmacılar küçük bir etkiyi bile dışlayabiliyor.
Deneyin en çarpıcı bulgusu ise insan boyutunda: Birçok çalışan, işten ayrıldıktan sonra şirketin kendisine gönderdiği hatırlatmaya kadar rekabet yasağının varlığından habersizdi. Araştırmacılar bunu 'dikkatsizlik ve yaptırım belirsizliği' modeliyle açıklıyor: Madde kâğıt üstünde caydırıyor ama çalışanın çoğu bunu bilmeden yaşıyor. Türkiye'deki benzer tartışmalar için mesaj net: Sözleşmedeki bir maddenin ne işe yaradığını ölçmeden koruma diyalektiği kurmak, hem çalışan hem işveren için pahalıya patlayabilir.