Gelişen ekonomilerin tanıdık bir tablosu vardır: Kur artmaya başlayınca insanlar birikimini dolara çevirir; bankalardaki mevduat giderek döviz ağırlıklı hâle gelir. Sonra bir gün devalüasyon gelir. Peki o an kim zarar eder, kim korunur? Review of Economic Studies'ta yayımlanan yeni araştırma bu soruyu, kısıtlı bankalar ve farklı gelirdeki hanehalklarıyla kurgulanan bir modelde hesapladı.
Araştırmacılar Francesco Ferrante ve Nils Gornemann'ın çerçevesi, dövizle mevduatın üç gerçekliğini yakalıyor: Yerli mevduatın önemli bir bölümü döviz cinsinden; bu mevduat yerli bankalar için döviz borcu; ve dövizli mevduat ağırlıkla zengin hanehalklarında. Modelde kur atladığında resim tersine dönüyor: Döviz borcunun gerçek yükü artıyor, bankaların öz sermayesi eriyor, kredi arzı daralıyor ve ekonomik faaliyet yavaşlıyor.
Dövizli mevduat zenginleri kur atlamasından kısmen korurken, kredi daralması ve reel gelir kaybı yükü en çok yoksul hanehalklarını vuruyor.
Araştırmanın en kritik bulgusu dağılımda: Zengin hanehalkları dövizli birikimleri sayesinde kur şokundan büyük ölçüde korunuyor. Yoksul hanehalkları ise dövizli birikimleri olmadığı için iki yönden vuruluyor: Kredi maliyeti artıyor ve reel işgücü geliri düşüyor; buna karşı tüketimi sert biçimde kısıyorlar. Model, dövizleştirme seviyesinin kur atlamalarının daraltıcı etkisini güçlendirdiğini ve bu sonucun gelişen ekonomiler için yeni ampirik kanıtlarla uyumlu olduğunu söylüyor.
Türkiye okuru için bu çalışmanın yeri özel: Mevduat dövizleştirme döngüleri ve kur atlamaları, son yılların ekonomi gündeminin merkezindeydi. Araştırmanın politik çıkarımını da kayda geçirmek gerekiyor: Yazarlar, dövizleştirme sınırlandırılabildiği durumlarda refah kazanımlarının yaygın olabileceğini ve bu kazanımın özellikle yoksul hanehalklarına yansıdığını hesaplıyor. Kur koruma hesapları yapan herkes için araştırmanın sessiz mesajı şu: Dolar birikimi bireysel bir şemsiye olabilir; ama şemsiyelerin toplumda dağılımı, fırtınada kimin ıslandığını belirliyor.