Bağışıklık sistemini serbest bırakan 'checkpoint inhibitörü' ilaçları, birçok kanserde tedavinin temel sütunlarından biri hâline geldi. Ama serbest kalan bağışıklığın bazen hedefi şaşırması bu başarıyı gölgeliyor: Kalp kası iltihabı, kas iltihabı, kolit (bağırsak iltihabı), eklem iltihabı, karaciğer iltihabı ve hormonal bezlerin tutulması gibi 'immünle ilişkili yan etkiler' hastaları zorluyor ve çoğu zaman baskılayıcı ilaçlar gerektiriyor. Trends in Cancer'da yayımlanan derleme, bu yan etkileri laboratuvarda güvenle incelemenin yolunun fare modellerinden geçtiğini söylüyor.

Derlemenin dikkat çektiği tarihsel ironi çarpıcı: Bağışıklık noktası inhibitörlerinin keşfinde de fareler kilit rol oynamıştı; şimdi aynı hayvan modelleri, bu ilaçların yan etkilerinin mekanizmasını çözmek için kullanılıyor. Genetik ve farmakolojik yöntemlerle farelerde miyokardit, kolit, artrit gibi tablolar tetiklenebiliyor; araştırmacılar böylece hangi bağışıklık hücresinin hangi organda isyan çıkardığını adım adım izleyebiliyor.

Aynı fare, iki keşfin kahramanı: Önce immünoterapiyi buldurdular, şimdi onun faturasını indirtmeye çalışıyorlar.

Derlemenin asıl vurguladığı klinik ikilem şu: Yan etkileri bastırmak için verilen bağışıklık baskılayıcılar, tümöre karşı yürütülen saldırıyı da söndürebilir. Yani doktorun elindeki düğme iki yönlü — fare modelleri tam da bu düğmenin güvenli konumunu bulmak için kullanılıyor: Hangi baskılayıcı, hangi dozda yan etkiyi kontrol ederken antitümör korumayı koruyor?

Önümüzdeki dönem hedefi 'yeni nesil' modeller: İnsan bağışıklık sistemine daha yakın fareler ve yan etkiyi organ organ ayrıştıran ince modeller. Bu altyapı oturduğunda, hastalara immünoterapi başlamadan yan etki riskinin önceden tahmin edilmesi ve kişiye özel koruma planlarının hazırlanması mümkün olacak.