Kolon (bağırsak) kanseri dünyada en sık görülen üçüncü kanser ve kanser ölümlerinin ikinci en büyük nedeni. Yıllardır tarama ve tedavi sayesinde 50 yaş üstünde azalırken, tersine bir eğilim uzmanları endişelendiriyor: 50 yaş altındaki gençlerde erken başlangıçlı kolon kanseri her yıl yüzde 2-3 artıyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde bu kanser artık 50 yaş altı erkeklerde kanser ölümlerinin bir numaralı nedeni; kadınlarda ise ikinci sırada ve 2030'a kadar zirveye yerleşmesi bekleniyor.
Cell Press'in onkoloji dergisi Trends in Cancer'ın son sayısında yayımlanan derleme, bu gençleşmenin izini iki sessiz suçluda arıyor: kronik düşük dereceli iltihap ve bağırsak mikrobiyası — yani bağırsakta yaşayan bakteri topluluğundaki bozulma. Derlemenin çizdiği tablo göre vurguluyor: Vakaların yaklaşık yüzde 30'u Lynch sendromu gibi kalıtsal sendromlardan kaynaklanırken, geri kalan çoğunlukta ailevi bir bağ bulunmuyor. Daha çarpıcı olan, bu 'sporadik' vakaların çoğunun hastalığın geç evresinde yakalanması — gençlerde kanser şüphesi düşük olduğu için tanı 60-70 yaş grubuna göre çok daha geç konuyor.
Genç vücutta yıllarca sessizce ilerleyen bir iltihap, tarama çağı gelmeden kansere dönüşebiliyor; bu yüzden takvim değil, belirti belirleyici olmalı.
Peki neden gençler? Araştırmacılar genetikte son on yıllarda bir değişim olmadığına dikkat çekiyor; asıl fark, erken yaşta maruz kalınan çevresel etkenlerde: işlenmiş gıda ağırlıklı beslenme, hareketsizlik, alkol, aşırı antibiyotik kullanımı ile obezite ve diyabet gibi metabolik hastalıkların artışı. Bu etkenler bağırsaktaki bakteri dengesini bozup sürekli hafif bir iltihap tutuşması yaratıyor; derleme bu ortamın kanser başlangıcını hızlandıran bir zemin sunduğunu vurguluyor.
Ne yapılabilir?
Derlemenin üç önerisi net: önceden görmek, önlemek, kişiye özel tedavi etmek. Önceden görme tarafında, aile öyküsü olmayan gençlerde bile kanlı dışkı, tuvalete çıkma alışkanlığındaki değişiklik ya da açıklanamayan kilo kaybı gibi uyarı işaretlerinin ciddiye alınması ve riskli gruplarda tarama yaşının yeniden tartışılması öneriliyor. Önleme tarafında ise iltihabı besleyen hayat tarzı etkenleri — lifli gıda, hareket, alkol sınırı — başköşede. Tedavi tarafında ise iltihabı ve mikrobiyayı hedefleyen yeni nesil yaklaşımlar ile hastanın tümörünün moleküler profiline göre kurgulanan kişiselleştirilmiş stratejiler öne çıkıyor.
Derleme ısrarlı bir mesajla bitiyor: Erken başlangıçlı kolon kanseri, eski kılavuzların tanıdığı bir hastalık değil; kendi biyolojisi, risk haritası ve tedavi mantığı olan ayrı bir tablo. Onu eski kalıplarla yönetmeye çalışmak, tam da bu hastalığın gücünü besliyor.