Meme kanseri, yılda 2,3 milyon yeni vakayla dünyanın en sık görülen kanseri. Kanser üç alt tipe ayrılıyor: hormon reseptörü pozitif, HER2 pozitif ve üçlü negatif. Tedaviler gelişse de hastaların dörtte birine yakını nüks edip metastatik evreye ilerleyebiliyor; bu yüzden ameliyat öncesi dönemde verilen immünoterapi, alanın en hızlı büyüyen araştırma konusu.

Trends in Cancer'da yayımlanan derleme, tablonun iki yüzünü masaya koyuyor. Parlak yüz: Uzun süre 'bağışıklık açısından soğuk' sayılan meme kanserinde anti-PD-1 ilaçları, üçlü negatif tipte tedaviyi değiştirdi ve hormon duyarlı yüksek riskli gruptaki faz-3 denemeler umut verici sonuçlar verdi. Gölge yüz: Bugünkü rejimler yoğun — genellikle üç-dört kemoterapi ajanı birleştiriliyor ve anti-PD-1, yanıttan bağımsız olarak toplam bir yıl sürdürülüyor.

Aynı yoğun rejim, hem tedaviye yanıt vermeyen hasta hem de zaten iyi yanıt veren hasta için uygulanıyor — ikisinin ihtiyacı aynı değil.

Derlemenin asıl uyarısı bu dengesizlik üzerine: Yanıtsız hastalar için yeni kombinasyonlar gerekirken, iyi yanıt verenlerde gereksiz toksisite bir 'aşırı tedavi' sorunu doğuruyor. Çözüm için prognostik ve prediktif biyobelirteçlere — yani kimin neye yanıt vereceğini önceden söyleyen işaretlere — ihtiyaç var. Biyobelirteç olmadan doz ve süreyi kişiselleştirmek mümkün değil.

Hastalar ve yakınları için bugünkü anlamı şu: Ameliyat öncesi immünoterapi, özellikle üçlü negatif tipte gerçek bir ilerleme ve doktorla değerlendirilmesi gereken bir seçenek. Ama tedavinin süresi ve yoğunluğu konusunda soru sormak da aynı derecede önemli: Sektör, biyobelirteç güdümlü kişiselleştirmeye doğru ilerliyor ve o dönemde tedavi hem daha etkili hem daha az yıpratıcı olacak.