Kanser araştırmalarında yeni büyük şey, tümörün içindeki hücrelerin haritasını çıkarmak: Hangi hücre nerede, komşusu kim, bağışıklık hücreleri tümörün dibine mi girmiş kenarında mı mı duruyor? Bu alan 'mekânsal profilleme' diye biliniyor ve tedavi yanıtını etkilediği giderek daha net görülüyor. Ama Trends in Cancer'da yayımlanan bir görüş yazısı, sahada tuhaf bir tıkanıklık olduğuna dikkat çekiyor: Teknoloji harika, klinikte kullanılan harita neredeyse yok.
Yazarların teşhisi şu: Farklı çalışmalarda aynı mekânsal özellikler farklı şekilde tanımlanıyor; bu yüzden bir merkezde 'kötü komşuluk' dediğiniz şey, başka bir merkezde aynı anlama gelmiyor. Görüş yazısının yazarları sorunu haritacılıkla çözmeyi öneriyor: Gerçek haritalar da sınırsız detay taşımaz; az sayıda, adı herkesçe bilinen özellik taşır — bir yol, bir nehir, bir sınır.
Kanser haritasında da kural aynı: Klinikte kullanılacak özelliği, bir hekim tek cümlede meslektaşına anlatabilmeli.
Yazarlar tümör haritalarına girecek özellik listesini dört başlıkta topluyor: Hücrenin kim olduğu, hangi hücreye yakın durduğu, dokunun hangi bölümünü kapladığı ve aktif mi uyur hâlde mi olduğu. Bu dört özellikten türetilen haritalar, klinik denemelerde ve tedavi seçiminde yönlendirici olabilir. Diğer yandan, tanımı belirsiz 'komşuluk' analizleri araştırma değeri taşısa da hastaya gidilen yolda kullanılmamalı.
Bu tartışma, yapay zekâ çağında tıbbın yüzleştiği genel soruyu da özetliyor: Algoritma ne kadar güçlü olursa olsun, klinikte kullanılacak her ölçütün önce anlaşılır bir adı, sonra doğrulanmış bir tanımı olmalı. Kanser haritacılığı tam da bu düzeni kurmayı hedefliyor — önce basit harita, sonra büyük keşif.