Kanserin en güçlü risk faktörü sigara değil, beslenme değil: yaş. Trends in Cancer'da yayımlanan kapsamlı derleme, bunun yalnızca hücrelerde mutasyon birikmesiyle açıklanamayacağını vurguluyor — yaşlanma, bağışıklık sistemini tümörleri izleyen ve yok eden bir ağdan, tumörü gölgede bırakan bir sisteme dönüştürüyor. Ve bu dönüşüm, modern immünoterapilerin ileri yaş hastalarda neden daha zor çalıştığını da açıklıyor.
Derleme, değişimin katman katman nasıl ilerlediğini sıralıyor: Ömrü boyunca tüm bağışıklık hücrelerini üreten kan kök hücreleri yaşla birlikte verimini düşürüyor ve üretimini lenfositlerden iltihap üreten miyoid hücrelere kaydırıyor; T ve B hücrelerinin fenotipi değişiyor; hücresel yaşlanma ile kronik iltihap ('inflammaging') birbirini besliyor. Sonuç, doğal tümör gözetimini zayıflatan ve immünoterapi yanıtlarını kısıtlayan bağışıklık baskılayıcı bir manzara.
Yaşlı bedende bağışıklık askeri dağılmıyor; yeni asker yetiştirmeyi bırakıp eski garnizonda iltihap yakıyor.
Bunun toplumsal karşılığı büyüyor: Dünya nüfusu yaşlanıyor ve kanser yükü orantısız biçimde ileri yaşlardaki bireylerde yoğunlaşıyor. Oysa immünoterapi denemelerinin hasta profilleri genellikle bu gerçek dokuyu tam yansıtmıyor; derleme, hastaların yaş ve bağışıklık profiline göre katmanlanmasını — yani 70 yaşındaki bir hastanın 50 yaşlıdaki gibi tedavi edilmemesi gerektiğini — klinik öncelik olarak koyuyor.
Umut veren bölüm, araştırmacıların 'bağışıklığı gençleştirme' başlığıyla derlediği yaklaşımlar: Yaşlı kök hücrelerin çıktısını genç profile kaydırmayı hedefleyen müdahaleler, inflamasyonu söndüren stratejiler ve immünoterapiyi yaşlı bağışıklığın koşullarına göre ayarlayan protokoller. Amaç, immünoterapinin kazandığı savaşın ileri yaşta yenilgiye dönmemesi — bilimin rotası, tedaviyi hastaya değil, hastanın bağışıklık çağına göre ayarlamak.