Demokrasilerin işleyişi uzlaşmaya dayanır; uzlaşının mimarları da siyasetin ortasında duran ılımlılardır. Amerikan Psikoloji Birliği'nin (APA) yayımladığı yeni araştırma, bu mimarların giderek iki ateş arasında kalmaya mahkûm olduğunu gösteriyor: Kutuplaşan siyasi ortamda, karşı taraf tehditkâr göründüğünde ılımlı pozisyonlar hem muhafazakârlar hem liberaller tarafından 'sadakatsizlik' olarak algılanabiliyor.

Araştırma, Amerika Birleşik Devletleri'nde 3.200'den fazla katılımcıyla yürütülen beş çevrim içi deneyden oluşuyor. Katılımcılara kürtaj, İsrail-Filistin gündemi ve 2024 başkanlık seçiminde Donald Trump ya da Kamala Harris tercihi gibi bölücü konulardaki inançları soruldu. Deneylerden birinde, gebeliğin ilk üç ayında kürtaja izin veren ılımlı bir politika değerlendirildiğinde çarpıcı simetri ortaya çıktı: Hem hayat savunucusu hem seçim savunucusu katılımcılar, bu ılımlı politikayı karşı tarafı destekleyen bir tavır olarak gördü.

Ortadaki durmak iki ateş arasında kalmak sayıldığında, uzlaşmanın kendisi şüpheli bir fiile dönüşüyor — demokrasinin tutkalı dışlanmaya başlıyor.

Araştırmacılar bu olguya 'ılımlı dış grup etkisi' diyor ve mekanizmasını açıklıyor: İnsanlar, ılımlıların karşı tarafı kınamadığını ya da reddetmediğini düşündüğünde onları kendi safından ihraç ediyor. Etki, katılımcının siyasi inançları uçlaştıkça, karşı tarafı tehdit olarak algıladıkça ve siyasi konuları ahlaki bir mercekten okudukça güçleniyor. Baş araştırmacı Florida Üniversitesi'nden Giulia Maimone'nin uyarısı yapısal: 'Demokratik sistemler uzlaşma, müzakere ve koalisyon kurmaya yaslanır; ılımlılar ideolojik uçları köprüleyen tutkal gibidir. ılımlılar iki tarafça reddedilirse, uzlaşmanın kendisi şüpheli ya da sadakatsiz görünmeye başlar.'

Araştırmanın en rahatsız edici sonucu döngüsel yapısı: Distrüste arttıkça ılımlılar dışlanıyor; ılımlılar dışlandıkça sahalarda yalnızca uçlar kalıyor; uçlar kalınca kutuplaşma daha da derinleşiyor. Maimone'nin de vurguladığı gibi kutuplaşma bu hâliyle kendini besleyen bir mekanizmaya dönüşebilir. Çıkış yolu tekil kahramanlıkta değil: Uzlaşmayı 'ihanet' olarak kodlayan refleksi bilinçli biçimde tanımak — kendi kampta da — demokrasinin bakım işidir. Bu bakımı kim yapmazsa, ortada duracak kimse kalmaz.